Vraska Benalia

Moderatör: FT-Anlatıcı

Vraska Benalia

Mesajgönderen Vraska Benalia tarih 14 Eki 2019, 02:34

Ad: Vraska Benalia
Cinsiyet: Kadın
Yaş: 17
Boy: 1.77 m
Kilo: 63 kg

Görünüm:
Jaina Proudmoore
Uzun gümüş renkli örülmüş yarı örülmüş saçlara ve alnının üst kısmında bir miktarda altın sarısı saçlara sahip, elektrik mavisi gözlere sahip beyaz tenli kadınsı ve yuvarlak hatlara sahip bir genç kadındır Vraska. Mavi ve beyaz tonlarının ağırlıklı olduğu üç parça etekli ve deri kayışlı bir yarı büstiyer bir elbiseye sahiptir. Aynı zamanda elbisenin uzunca bir de pelerini ve kapüşonu bulunmaktadır. Sol ayak parmaklarından birisi eksik, sırtında ve ayaklarında muhtelif yaralar bulunmaktadır.

Kişilik:
Vraska bir miktar karmaşık bir insandır her insan gibi kesin denecek bir duruma sahip değildir ancak bazı noktaları gerçekten parçalanmış durumdadır. Yakın olmadığı kişilere karşı genelde sempatik ve neşeli bir havası olsa dahi yakın olduğu ve kendini göstermekten çekinmediği insanlara karşı son derece sert bir kişidir. Neşeli hali gösteriş ve ya başka bir durum için değil gerçekten de huzurlu zamanlarda insanlara cana yakın davranmayı sevmektedir ancak yakın olabileceğini gördüğü kişilere aslında içinde olup biteni örtüleme gibi bir duruma girişmemektedir. Yakın olduğu kişilere değinilecek olunursa bu kişiler loncasın da bulunan kimselerdir, annesi daha doğrusu öğretmeni ve isim-soy analığını yapan Lyra'nın söylediği üzere birlikte olduğu lonca üyelerine ailesi gibi davranması gerektiği sonucuna varmıştır. Bu yüzden her ne kadar bir maceraya çıkıp yeni yerleri keşfetmenin daha önce çıkılmamış dorukların tepesinden dünyayı izlemenin keyfine varmak istese dahi bunu yapamadığını net bir şekilde göstermektedir.
Macera hikayelerinde insanların sonları heyecanlı ve güzel bitmektedir ancak o kendi içerisinde bu duruma inanmamaktadır bu nedenle güzel bir hikayenin içerisinde bulunmadığını her seferinde anımsar ve durumu buna göre değerlendirir. Olaylara temkinli ve akıllı yaklaşmanın faydalı olduğuna inan bir kimsedir, bu hastalıklı bir takıntı boyutunda değildir tabi ki ancak bir şey olacaksa buna karşın basitte olsa bir hazırlığa sahip olma isteğini taşımaktadır. Sihirli yaratıklara ve şeytanlara karşı özel bir takıntısı bulunmaktadır bu nedenle onları öldürme görevleri dışındaki görevlerde isteksiz bir şekilde davranması kaçınılmazdır, öyle ki duruma göre savaşmayı bırakıp geri dönmeyi bile tercih edebilir. Take-over; şeytan büyüsüne karşı da son derece fazla bir öfkesi mevcuttur.
İnsanlara bir şeyler öğretmeyi sevmektedir, bu öğrettiği şeylerin yararı tartışılır bir durumdur tabi ki ancak yapabileceği bir şeyi birisine aktarmak onun gururunu okşamaktadır. Sihirli "canavarlara" olan takıntısından dolayı onlara karşı son derece acımasız davranmaktadır, insanlıktan yoksun olarak adlettiği bu "şey"lerin küçük büyük denmeden öldürülmesi gerektiğini fanatik bir şekilde savunmaktadır. Kısacası sadece bir ejderha avcısı değil insan dışındaki her şeyi avlamak isteyen bir avcıdır.

Hobi:
Yeşim taşı koleksiyonu
Şarap tadımı yapmak

Geçmiş:
Bazen yeni bir hikayenin başlaması için ilk başladığı yere adım atmak gerekir demişti Lyra, ölümünden hemen önce söylemişti bu sözleri. Bir avcının zeki olması gerektiği kadar güçlü ve kendiyle barışıkta olması gerekirdi. Bu yüzden ben avcı olarak addedilemeyecek başarısız bir proje ve ya evlat olabilirdim onun gözünde ancak durum ne olursa olsun insan başarmadığı şeylerin üzerine gittiği zaman en çok insan olur derler. Bu yüzden ilerlemem gereken yol her ne kadar kendimi aramak olsa dahi önümde bana geçmişin yolunu gösteren on dörtlük kızı takip etmem gerekir.

Bu yolları daha önceden de geçmiştik, bu eve geldiğim ilk zamanda aynı görüntü vardı. İzbelik sanmıştım başta, bu kulübecikte bir insanın yaşadığını anlamak çok zordu. Bir kaç on yıl önce terk edilmiş demek yalnış olmazdı. Tahta duvarların hemen arkasındaki taş bacadan akşam üstünün güneşinde soluk çivit mavisi renge sahip bir duman yükselip soluk gün ışığında sarı bir buluta dönüşmese zor hatta imkansıza yakın bir tahmin olurdu burada bir anne kızın yaşadığına inanmak. İlerledikçe geçtiğim yollardan burada birisinin yaşaması bir yana birisinin gelmesi de zor olurdu zira avcı lakabını almadan çok önceleri kendi şeytanlarımla savaşırken denediğim pek çok şey vardı etrafta. Kazılmış çukurlar ve üzeri çevredeki taze yaprakların kurulup örtüldüğü tuzaklar, üzerine bir kaç küçük parça zil takılmış tuzaklar. Belki geldiğim yere değil çalıştığımız yere gitmiş olsam parçalanmış kütüklerin olduğu yerde daha yaratıcı olanlarını bulabilirdim; ancak geçmişle tekrar karşılaşmak ilerlemeden önce dönüp bir daha bakmaktı.

On üçlük kızın ilk görüldüğü yere gittiğimizde kulübeciğin çokta uzağında olmayan bir mağaraya gelmiştik. Bu gibi yerlerde çok vakit geçirmişti, her birisi özel dense çok anlamsız olurdu. Özel yerlerin bir manası olması gerekirdi ve bu mağara özele uygundu. Köşeye çökmüş uzun gümüşi saçları alnını biraz geçmiş, kırılmış kirlenmiş. Üzerindeki kıyafetler yeni gibi gözükse de kirlendiği için eski pejmürde bir havası var. Yüzü pek görünmese de düzgün kemikleri ve oval hatları olduğundan kadınsı denebilecek bir yüze sahip. Bilekleri ve çıplak ayakları koşmaktan, kaçmaktan yaralanmış. Aklı ise derin durgun bir suya atılmış taşın çıkardığı halkalar gibi. Git gide olması gereken yerden uzaklaşmış, tekrar tekrar denemenin. Başarılı olup başarısız olmanın keyfi ve üzüntüsüyle dolmuş on üçlük derinin içine sarmalanmış karışık bir akıldan ibaretti o zaman. İntikam almak için insanın her şeyi yapabileceği düşüncesi gibi sapkınlıkla dolmuş bu günüme kadar taşımıştı bu beden. O zaman da düşündüğüm değişmemiş olsa da biraz olsun güzelleşmişti ruhum. Hoş, insan eğer bir şeyi çok fazla isterse insan olmaktan çıkması çok kolaydı, o köşede oturup karanlığın içine çöküp ateşin başında önünü göremeyen kızcağızın da durumu buydu. Yapmaması gereken şeyi yapmıştı, bir tabuyu kırmıştı. Kendine söylediği tek şey vardı, "ben haklıyım" , "hakkım olanı alabilirim" bu sözlerin ne kadar tehlikeli olduğunun farkına varamamıştı. Kötü kimselere yaptıklarının kötü olup olmadığını sorduklarında kendi çarpık zihinlerine göre yaptıklarının haklı olduğunu söylerlerdi. O zamanlarda da ben öyleydim işte, hala öyleyim ancak biraz daha insanım biraz daha az yaratığım.

Bu gün benim durduğum yerde duran kişinin adı Lyra'ydı. Uzun siyah sarı saçlara sahipti, iki renk vermemin nedeni dışı siyah gibi gözükse de saçlarının altına baktığında soluk bir sarılığın olmasıydı. İyi yapılmış cam ve kristaller gibi düzgün tene sahipti; daha basit bir şekilde anlatmak gerekilirse çamaşırlar yeni yıkandıktan sonra buruşmasın diye iki taraftan tutulup gerildiği zamanki gibi güzel kokulu ve pürüzsüz bir çarşaf gibiydi. Üzerinde çok uzun zaman önce gördüğüm mavi sarı ve yeşilin gökyüzü tonlarına bulanmış kıyafetlerle bana beni iyi edebileceğini söyleyen melodik, narin ve zarif bir sesi vardı. Hayran olmamak elde değildi, belki kahramanın hikayelerinde anlatılan o kahraman gibiydi ancak üzerine çökmüş olan benimle aynı havayı millerce öteden alabilirdim. O da benim gibi savaştığı şeyleri kaybetmişti, kimse bilmese dahi nereden geçtiğini kaçması gerekmişti. Uyuması gerekmişti, belki de o da haklı olduğunu düşündüğü bir şey yapmıştı. Ne yapmış olursa olsun o günden sonra annem olmuştu.

On dörtlük kız beni on üçlüğün yanına getirirken onunla ilgili pek çok hikaye de vardı. İnsan kadınları yürürken düzgün bir şekilde yürümeliydi bu yüzden sırtına geçirilmiş düz bir çubukla yürüdü uzun bir süre. Ayakları uzun uzun değil ihtiyarlar gibi kısa ve yavaş adımlarla olmalıydı, bu yüzden gerilmiş iki ip arasında yürüdü bir süre. Yıkanmak ve güzel kokması gerekirdi onların, bu yüzden her gün tekrar etti. Tekrar ve tekrar etti, aynı önceleri yaptığı gibi. Lyra'nın ona verdiği diğer bir şey de akıllı olması gerektiğiydi, en büyük yaratıklar belki güçle devrilirdi ancak o gücü korumak için akıllı olunması gerekirdi. Yıkılamayan duvarları yıkmak için de biraz asi olmak lazımdı zira normal bir insanın azmi bu gibi şeylerde yetersiz kalırdı. Bu yüzden normal bir insan olmaktan çıkması gerekirdi büyük duvarlara karşı savaşan kişilerin, onlar yakaladıkları yaratıkların avcısı olmak istiyorlarsa yaratıkların yaratıkları olması gerekirdi. Hikayelerde geçen gururlu köylü çocuğunun kovaladığını sandığı ancak kaybettikten sonra başka köylere saldırıp kayıp üzerine kayıp yaşadıktan sonra güçlenen o yaratık gibi olmalıydı. O yaratıklardan ayrılacağı nokta ise, insan için aslında kolaydı zor olduğu kadar. Akıllı ve güzel olmalıydı, Lyra pek çok şey anlatmıştı ancak onun takıntıları ailesinin günahlarını miras alan çocuk gibi bana geçmişti. Lyra'nın söylediği gibi, güzellik ve zarafet hayal gücüyle birlikte bir silahtır, bundan mahrum olan kişiler başarısız kimselerdir.

On üçlük kız o mağaraya gelene kadar pek çok şey yaşamıştı, beni alıp götürdüğü yer bilinmedik bir yerin bilinmedik bir kilometresinde bilinmedik bir ücraydı. Uzun süre etrafta gezinip durmuş, sonrasında avlanmış sonra biraz daha gezmiş. Her zaman kazanabileceğini sanmış başlarda ancak sonlarda anlamış ki bazı savaşları kazanmak mümkün değildir. Planlar kurması gerekirdi, bildiği basit şeyleri düşünmesi unuttuğu isminin ait olduğu canlı türü nasıl ki karanlık zamanlarda hayatta kalmışsa o da bir şekilde hayatta kalmalıydı.İnsan denen şey güçsüzdü sadece şeytanlardan sihirli yaratıklardan değil pek çok canlıdanda güçsüzdü. Kurtlardan, ayılardan, yaban domuzlarından hatta bazen kendilerinden bile güçsüzlerdi, bu yüzden on üç yaşında birisinin kırdığı tabu bir başkasını getirmişti. Kırılmamak üzere hazırlanmış olanlarından birisi. Nasıl ki başlarda hayatta kalmayı kolaylaştırmak için barut bulunmuş ve madenlerde yol açması düşünülmüşse, sonrasında bunun potansiyelini gören diğer kişiler silaha çevirmesi gibi. Her başarısızlıkta delirmiş bir dahi gibi tekrar ve tekrar denemek üzere harekete geçmek, sonrasında yenilerini kurmak ve sonunda başarılı olduğun her anda eğer bir hayata kast ediyorsa haklılık yoluna sürükler insanı. Benim için de farklı değildi, zehirlemek yetersizse yakmayı deneyebilirdim. Bu da olmuyorsa belki boğmak doğrudur, ne yazık ki kirlenmiş bir zihnin temizlenmesi de zordur. İntikam için haklılığını savunup eline geçen her şeyle savaşan kişinin yaptıkları da çoğu zaman sindirilecek gibi değildir. Mesela bir çocuğun ailesiyle birlikte yaşadığı yerde saldırıya uğraması gibi, onun başından geçenleri anlamak için orada bulunmak yetersiz olmazdı, ne hissettiğini bilmek gerekirdi. Dışarıdan bakılınca belki yardım eli denen şeyi vermek uygun gözükürdü ancak o an içerisinde bulabildiği ilk şey onun silahı olurdu. Bir aile, bir büyük ondan güçlü bir anne hangisi istenirse, bir şekilde silah olarak geçerdi eline.

Sonunda yalnız ilk yılıma dokuz yaşıma geldiğimde aslında komik anlatacak bir şeyimin olmaması. İnsanın tek başına geçirdiği zamanlarda anlatacak fazla şeyinin olmaması komik değil aslında, temelde bizler de bir hayvan gibi olduğumuzu düşünürsek bu hayatta aradığımız üç temel nitelik vardır. Açlık, güvende olma ve çiftleşme. Açlık konusunu çözmem çok uzun sürmüştü aslında, ormana yakın bir yerde yaşadığım için orman meyvelerinin kolay bulunduğunu düşündüğüm ilk aylarımda pek çok defa zehirlenmiştim. Akıllı birisi sayılabileceğimden, o zehirli bitkilerin etrafında yaşayanları yemeyi akıl edebilmiştim, eskiler derler ya çare çaresizliğin yanında gelir diye. Zehirli bir bitkinin etrafında yaşayan diğerleri onun zehrini giderebilir demek değil midir? En azından bazı durumlarda bu böyleydi, zehirli bitkileri sadece insanların yiyebileceğini düşündüğüm zamanlarda. Bunları tavşanların ve kuşların da yiyeceğini akıl edememek benim hatamdı. Zehirlenmiş olan hayvanları tüketmekte aynı şekilde benim hatamdı. Dünya üzerinde yaşayan tek insanmışım gibi geçirdiğim yabani hayatta beni kurtaran pek çok kişi oldu. İlk belki onuncu zehirlenmemde kızlığımı çalan avcıydı, hayat karşılığında farklı ödüller istedi. İkincisi onun işlerine yardım etmemi isteyen başka bir kimseydi, üçüncü dördüncü diye devam eden listede bir kaç defa tecavüze uğramıştım, bir kaç defa da iyi insanlarla tanışmıştım. En sonunda sekiz yaşıma geri döndüğümde henüz sırtımda derin yaralar yoktu düşmekten taşlarda yatmaktan, ayak parmaklarım tamdı ayı kapanına henüz basmadığımdan ve bir ailem vardı.

Büyük ağabeyim Darius hep kıskandığım kişiydi, küçük kardeşim El öfke duyduğum, anne ve babam zaman zaman lanetlediğim ancak hepsi sevdiğim kimseleri oluşturuyordu. Hepsi bir arada olduğu zaman aile neden görüntü ortaya çıkıyordu hoş sadece Darius'un ismini tam olarak hatırlayabilmem trajik bir hikaye. El'in tam ismi neydi inanılmaz şekilde hatırlaması zor, anne ve babamın yüzleri ise dokuz senenin belki iki yılı onları görebildiğim için kalan hayatımda aklımdan çıkmış. Hiç birisinin sesleri ve görüntüleri tam olmasa bile garip intikam almaya onlar için çıkmıştım. Sonrasında ne sihirli yaratıklar ne de insan görünümündeki şeytanlar hiç birisi önem sahibi olmamıştı. Sadece yaptığım şeyden zevk almaya başlamıştım, bir adam ne demişti yaptığın şeyde iyiysen bedavaya yapmamalısın değil mi? Bu yüzden küçük loncalarla da görüşmüştüm zamanında. O zaman Lyra ile tanışmadığımdandı belki, yeteneksiz ve normal bir köylü kızı olarak düşünülmüştüm. Burada olduğum gibi, küçük kadeşine bakarken, babası ve annesi ağabeyiyle hiç görmediğim büyük şehirlere gidip hikayelerle dönerken domestik bir ev kızı olarak yaşamış. Gökyüzünden kanatları olsa bile uçamayacağı kadar yolunmuştum. Sevgi ve nefreti bir arada sentezlediğim ailem öldüğü zaman da benzeri bir şey hissetmiştim, intikam almak ve rahatlamak arasındaydı. Kardeşimin elimden tutup yakınlardaki tarlalara giderken verdiği hissin yerini yerinden çıkan eklemlerin sesi ve yavaşça kesilen etin etrafa saçtığı soğuk bıçak kokusu yayılırken kalan son şey üç taş küçükte bir çukur olmuştu. Büyük kardeşin bizi korumasını izlerken dahiler nasıl aptal bir ahlak anlayışı ile öne atılır sorusuna cevap bulmuş gibi düşüşünü gördüm. Bir süre işkence ettiler, bir süre bağırdı o da. Sonunda eğlenemeyecekleri noktaya geldiğinde bırakıp ölmesini beklediler. Anneme ve tanıdığım diğer kadınlara önce tecavüz ettiler sonra işkence ettiler, sonra da öldürdüler. Tanıdığım erkeklere farklı şeyler yaptılar, bazılarının yendiğine yemin dahi edebilirdim. Saklandığım kiler gizli bir kapakta olmasa ne aralıktan bunları izlerdim ne da hayatta olurdum. Orada kaldığım on altı saatlik sonsuz gece boyunca sesimim çıkmaması için ağzımı bağladım. Duymamak için de çabaladım, sonunda yeni parlatılmış gümüş gibi karanlık bir tarifle doğdum.

Yolculuğum Lyra'nın bana verdiği isimle devam edecek olması garip, onun aile adını taşıyarak buraya gelmemse daha garip belki. Otuz kulübeden oluşan elimle kazılmış kırk yedi mezar, hepsinin başında üçer tane taş. Bıraktığımdan beri değişmemiş, unutulmuş güzellikler ölmüş. Annem Lyra bana yolumun o taşa atılan dalgaları tekrar toplamak için olduğunu söylemişti. Geldiğim yönde devam edip çok bahsettiği loncayı bulup onun hikayelerinde olduğu gibi eğlenmemi arkadaş bulmamı maceralara atılmamı istemişti. Ben onun verdiği bu isimle geri dönerken başladığım yere belki de kırksekizinci mezarı kazmam gerek demiştim lakin, bana öğrettiği avcılığın yolu ne yazık ki benim eski halimi gömme yoluna çıkartamıyor. Sadece daha akıllı ve daha vahşi, biraz daha güzel olma yoluna çıkartıyor. Onun istediklerini deneyecek olsam bile güzel bir maceradan çok istediğim şey tüm şeytanların soyunun kuruması yoluna çıkarıyor her seferinde beni.

Lonca: Fairy Tail

Partner:
Milza

Eşyalar:
Koruma mücevheri; Yüzük (Ateş)
Koruma mücevheri; Kolye (Buz)
Çanta; Bel çantası

Büyü Tekniği
Tekniğin Adı: Dragon Slayer; Ateş
Requip; Knight


Pasif Özelikler:
Doğum lekesi; Cor
Yol bulucu

Karakter Puanları:
Güç: 3
Hız: 3
Dayanıklılık: 4
Karizma: 6
Zeka: 5
En son Vraska Benalia tarafından 17 Eki 2019, 18:08 tarihinde düzenlendi, toplamda 8 kere düzenlendi.
imza : Resim
karakter : Ad: Vraska Benalia
Yaş: 17
Boy: 177
Kilo: 63
Hobi:Yeşim taşı koleksiyonu, Şarap tadımı yapmak
Lonca: Fairy Tail
Statlar : Güç:3 +1
Dayanıklılık:4 +1
Hız:3 +1
Karizma:6
Zeka:5
Pasif Özelikler:
Doğum lekesi; Cor
Yol bulucu
Büyü 1 : Rank:1
Dragon slayer; Alev
İlk aşama
Deri I
Nefes I
Büyü 2 : Rank:-

Standart Büyüler : Standart büyü; Doğrusal saldırı I
Standart büyü; Bullet Magic I

Ekipman : Koruma mücevheri; Yüzük (Ateş)
Koruma mücevheri; Kolye (Buz)
Çanta; Bel çantası
150 J
Büyü Kitabı : 
Kullanıcı avatarı Vraska Benalia
FT: FairyTail
FT: FairyTail
 
Mesajlar: 12
Kayıt: 14 Eki 2019, 02:17

Re: Vraska Benalia

Mesajgönderen FT-Anlatıcı tarih 18 Eki 2019, 00:50

Onaylandı. Büyü gücünüz: Ateş Ejderi Avcısı

Görev panosundan görev seçtiğinizde konunuz açılacaktır.

Kalan Büyü Kontenjanı 1
Alınan Büyüler:
Doğrusal Saldırı
Bullet Magic


Eşyalarınız:
Koruma mücevheri; Yüzük (Ateş)
Koruma mücevheri; Kolye (Buz)
Çanta; Bel çantası
150 Jewel

Karakter Puanları:
Güç: 3 +1
Hız: 3 +1
Dayanıklılık: 4 +1
Karizma: 6
Zeka: 5

Büyü Tekniği:
Ateş Ejderi Avcısı Seviye 1

Ödüller:

Kullanıcı avatarı FT-Anlatıcı
Anlatıcı
Anlatıcı
 
Mesajlar: 80
Kayıt: 12 Eki 2019, 23:52

Re: Vraska Benalia

Mesajgönderen Vraska Benalia tarih 30 Ara 2019, 19:13

Karakteri unuttum, bırakalım hatırlamasın kimse. Silelim bence artık.
imza : Resim
karakter : Ad: Vraska Benalia
Yaş: 17
Boy: 177
Kilo: 63
Hobi:Yeşim taşı koleksiyonu, Şarap tadımı yapmak
Lonca: Fairy Tail
Statlar : Güç:3 +1
Dayanıklılık:4 +1
Hız:3 +1
Karizma:6
Zeka:5
Pasif Özelikler:
Doğum lekesi; Cor
Yol bulucu
Büyü 1 : Rank:1
Dragon slayer; Alev
İlk aşama
Deri I
Nefes I
Büyü 2 : Rank:-

Standart Büyüler : Standart büyü; Doğrusal saldırı I
Standart büyü; Bullet Magic I

Ekipman : Koruma mücevheri; Yüzük (Ateş)
Koruma mücevheri; Kolye (Buz)
Çanta; Bel çantası
150 J
Büyü Kitabı : 
Kullanıcı avatarı Vraska Benalia
FT: FairyTail
FT: FairyTail
 
Mesajlar: 12
Kayıt: 14 Eki 2019, 02:17


Dön Karakter Yaratımı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir