[Fuyuki Gen]Ataların Hediyesi

[Fuyuki Gen]Ataların Hediyesi

Mesajgönderen OP- Anlatıcı tarih 20 Şub 2021, 12:00

Uzun zaman oldu... Çok uzun zaman ama anlatmaya bir şekilde devam ettim sizlere olmasa bile bir yerlerde hep anlattım. Şimdi bu kapının arkasında anlatacağım ilk hikaye ile başlayalım. Hikayeler asla yarım kalmaz, asla unutulmaz, onları unutmayan birisi elbette vardır.

Güneş, dalga sesleri ve olabildiğince ferahlatıcı bir rüzgar. Yüzündeki ıslaklık ile uyanmıştı. Vücudunun ıslak olduğunu hissetse bile rahatsızlık yerine ılık rüzgar vücudunu rahatlatıyordu. Ancak yüzünde gezen o ıslak şeyi tam olarak algılayamamıştı. Çok rahatsız değildi bundan ama içinde bir merak duygusu oluşmuştu. En son hatırladığı şey büyük bir fırtınaya yakalandığıydı bindiği geminin. Sonrasında ise alabora olmuşlardı ve gemi batıp denize düştüğünde bu adaya kadar sürüklenmiş ve kıyıya vurmuştu. Parlak güneş ve masmavi gökyüzünü gözlerinin kendisine gelmesiyle daha net görmüştü. Kafasını çok hafif bir şekilde sol tarafa çevirdiğinde ise yüzünü yalayan canlıyı görmüştü. Bir köpeğe benziyordu ama onda farklı bir şeyler hissetmişti. Yüzünü yalayan canlının tamamen zararsız olduğunu hissetse bile ürkütücü bir şeyler vardı. Sanki ona karşı bir hamle yapsa anında silinecek ve dünyada izi bile kalmayacaktı.

Resim


Yüzünü yalayan canlıya zarar vermeden doğrulmuş ve kalkıp etrafına baktığında biraz ileride bir ada görmüştü. Ada sanki bir yıkıma uğramıştı. Burada bir savaşın yaşandığı belli oluyordu ve üzerinde yaşama dair hiçbir belirti yoktu. Arkasına dönüp baktığında ise yükselen duvarlar görmüştü. Üzerinde bulunduğu adada sahilin bitiminden başlayan duvarlar. Duvarların arkasından o insanı rahatlatan muazzam bir şeftali kokusu yayılıyordu. Duvarların başladığı yerde bir mezar ve Gen'in seçebildiği kadar mezar taşında ise "Kaçacam, kaçacam dedim bak kaçmadım ne oldu?" yazıyordu. Mezar sahil ile yüksek duvar arasında kalmıştı ve sanki burada yatan kişi duvarların arkasında kalan bir şeyi korumak için uğraşmıştı.

Gen o sırada nerden geldiğini bilmediği bir ses duymuştu. "Babanın çok eski bir dostu. Ghost..."Yanındaki hayvan mı konuşmuştu. Ama onun konuştuğuna dair bir belirti de yoktu. Ona ipucu olabilecek tek şey o canlının da mezara bakıyor oluşuydu. Az önce yüzünü yalayan şey şimdi de Gen'in bacağına sürtünmeye başlamıştı ve Gen onda hiçbir kötülük belirtisi hissetmiyordu.
Kullanıcı avatarı OP- Anlatıcı
Anlatıcı
Anlatıcı
 
Mesajlar: 5502
Kayıt: 16 Eyl 2012, 17:52

Re: [Fuyuki Gen]Ataların Hediyesi

Mesajgönderen Fuyuki Gen tarih 20 Şub 2021, 14:56

Yüzümü yakan tuzun tanıdık aurası rüzgarın uğultusu ile birleşince, kapalı gözlerimin oluşturduğu karanlık kısa bir anlığına geçmişin meltemi ile aydınlandı. Babamla para ödememek için denize atladığımız o günler, dün gibi zihnimde yeşerdi. Çocukluğuma dair ulaşabildiğim tek mutlu anıların içimde oluşturduğu hafif bir burukluk kalbime küçük iğneler batırırken, sanki yüzüme küçük dil darbeleri atarak beni geçmiş denen bu çıkmazdan kurtarmak isteyen her kimse bunda oldukça başarılı oldu.

Yüzüme değen her ıslaklıkla birlikte, yüzüm biraz daha tuzdan arınıyor ve gözlerim geçmişin kepenklerinden sıyrılıp, günümüze doğru yavaşça açılıyordu. Güneş ışınları büyük bir hızla beni karşılamak için ter dökerken, odağım gökyüzünden çok, yanı başımda yüzümü yalamakla meşgul olan köpekteydi; çünkü bana bu kadar çok yardımı olan kişinin kim olduğunu merak etmiştim istemsizce ve bunun bir köpek olduğunu görünce açıkçası hiç şaşırmamıştım; çünkü küçüklüğümde hep sokak köpekleri ile içli dışlı olmuştum. Bazen oyun arkadaşı, bazen yemeğimi paylaştığım bir dost ve bazen de kaderleri bir olan iki farklı canlı... Bu yüzden bir sahil kıyısında, yardımıma koşan ilk şeyin bir köpek olması beni şaşırtmamıştı. Neticede insan denen canlıya göre çok daha ahlaklı varlıklardı.

Hafifçe doğrulmaya yeltendiğim anda, başımdaki hafif sızlamayla birlikte buraya nasıl gelmiş olabileceğimi çabucak anımsamıştım. İçinde bulunduğum geminin, denizin hırçın tarafıyla karşılaşması sonucu alobara oluşu, beni bu adaya getiren şeydi.

Kaderin bunda ne kadar etkisi vardı, bilmiyordum.

Tamamen doğrulduğumda yaptığım ilk iş, ıslak kıyafetlerime yapışmış olan kum parçalarını elimin tersiyle üstümden süpürmek olmuştu. Ardından etrafıma doğru attığım kısa bir bakış sonrası, hiçbir şey görememiştim. En azından yaşama dair.

Yoksa kocaman duvarlar, savaşın belirgin izleri ve bir adet mezarı elbette görmüştüm, ama etrafıma bakarken görmek istediğim şeyler bunlar mıydı emin değildim. Sahilde koşuşturan bir kaç çocuk, işini yapan balıkçılar ya da ne bileyim, yaşama dair izler işte... Ama belli ki, bu adada yaşam çoktan sönüp gitmişti. Görünür de, bir tek ben ve köpek vardık. Bir de sanki ruhu hâlâ bu adayı koruyormuş gibi hissettiren, mezar taşının sahibi.

Yavaş adımlarla mezar taşına doğru ilerlerken, bir anda zihnimde yankılanan ses ile birlikte irkilmiştim. Çünkü kendimi tamamen bu ada için cansızlığa ve sessizliğe hazırlamıştım. Hızlı bakışlarla etrafıma baktığımda ise kimseyi görememiştim. Bir tek ben ve köpek... Kuşku dolu gözlerle köpeğe bakmama rağmen, konuşanın o olabileceğine dair herhangi bir belirti görememiştim. Ona her baktığımda hissettiğim o ürkünç ürpertiye rağmen, konuşabileceği fikri pek mantıklı gelmemişti. Bu yüzden konuşanın kim olduğundan çok, söylediklerine odağımı vermeye karar vermiştim.

Zira o sese göre, bu mezarda yatan şahıs babamın çok eski bir dostuydu. Midori'den sonra babamla alakası olan biri ile daha karşılaşacağımı ve onun ölü olabileceğini hiç düşünmemiştim, ama kaderin beni getirdiği bu adada, gizemli bir sese göre babamın eski bir arkadaşının mezar taşının başındaydım. Kim olduğunu bilmiyordum, ama ölüş şekline bakacak olursak gerçekten de babamın bir dostu olduğunu görebiliyordum. İki elimi saygıyla birleştirip, belimin öne doğru eğilebileceği noktaya kadar eğilmiş ve minnet ile saygımı bu kadim ruha sunmuştum adanın iç kısımlarına ilerlemeye başlamadan önce.

Bacağıma sürtünen dost canlısı köpeğin kafasını sıvazlayıp, adanın iç kısımlarına doğru ilerlemeye başladığında, sorgulayıcı tarafım burada neler olduğunu merak etmeye başlamıştı çoktan ve çocukluktan gelen bir alışkanlık ile: "Hey, küçük dostum buralarda neler oldu biliyor musun?" diye sormuştum, yanı başımdaki dost canlısı köpeğe bir cevap gelmeyeceğini bilerek.
Kullanıcı avatarı Fuyuki Gen
OP: Gezgin
OP: Gezgin
 
Mesajlar: 3
Kayıt: 14 Şub 2021, 14:56

Re: [Fuyuki Gen]Ataların Hediyesi

Mesajgönderen OP- Anlatıcı tarih 21 Şub 2021, 12:07

Gen sorusunu tam sormuştu ki karşısındaki yüksek duvarda bir yıldırım parlaması görmüştü. Gözü kamaştıran bir yıldırım adeta topraktan göğe doğru yükselmişti. Gen o sırada bulunduğu yerin sallanmaya başladığını hissedebiliyordu. Sanki adanın iç kısmında bulunan tüm ağaçlar olduğu yerden kalkmış, köklerini yerinden ayırmıştı. O sırada o koca duvara sert bir darbe gelmişti. Kocaman bir ağaç uzun yıllardır buranın sakini olan bir ağaç duvara vurmuş ve büyük bir sallantıya neden olmuştu. O sallantı ile duvarın tepesinde duran genç sallanmış ve olduğu gibi sahil tarafına doğru yere çakılmıştı. Havada süzülürken bağıra bağıra "Hoi, hoi yeşil hiçbirisi zarar görmedi, hepsi yerinde gitmemiz gerekiyor. Usta yeni bir görev verdi."cümlesine devam ederken kumsala kafa üstü çakılmış ve kafası kuma gömülmüştü. Ancak etrafa sıçrayan kum taneleri konuşmaya çalıştığını anlamak içi yeterli oluyordu. Oldukça geveze birisi olduğu her halinden belliydi. Duvarın üzerine çıkarken etrafı parlatan, güneşi söndüren yıldırım gücü ise çok güçlü olduğunun sinyallerini veriyordu.

Az önceki sarsıntı tekrar hissedilmiş ve tüm ağaçlar olduğu yere oturmuştu. Sadece o duvarda gedik açan büyük ağaç hariç. Onu izleyenlerin bakışları altında koca ağaç mezara gölge oluşturacak şekilde mezar başına oturmuş ve mezarı gölgelemişti.

"Genç adam burada büyük bir savaş oldu. Her şey ağaçları korumak içindi. Ağaçların sahibi ise bu mezarda yatan adam. Biz ayrılıyoruz. Babanı bulmak istiyorsan doğru yolu izle. Canlılara saygı duy, onları ziyaret edersen her zaman ödülünü alırsın. "diyerek gerisin geri dönmüş ve denize doğru yürümeye başlamıştı. Sanki Gen'e istediği her şeyi vermişti de başka bir soru duymayı önemsemeyecek gibi. Denize doğru yürüdükçe denizin tabanından yükselen yosunlar denizde bir yol oluşturuyor. O köpek yolda ilerledikçe geri denize batıyorlardı.

Kuma saplanan genç bu sırada kumdan başını çıkarmış ve etrafını baktıktan sonra köpeğin gittiği yöne doğru yönelerek başını Gen'e çevirmiş ve "Köpekler konuşamaz ama köpek değil. Efendi köpek. He, he... Yöneticinin emirleri doğrultusunda adada olan meyveyi kontrol etmeye geldik. O korunmaya devam ediyor. Bunu söylememeliydim... Sarıya dikkat et. Görüşürüz.". Tam bir boşboğaz gibi davranmıştı ki zaten tam olarak öyleydi. Ardından etrafında bir yıldırım kuşağı dönmeye başlamış ve birden hızlanarak göğe doğru yükselmiş ve gözden çoktan kaybolmuştu.

Yeşil diye seslendiği canlı ise ona göre daha yavaştı ve gözle görünmeye devam etse bile azımsanmayacak kadar yol almış ve yürümeye devam ediyordu.

Bu sırada uzaktan adanın sağ tarafından bir gemi yaklaşmaya başlamıştı. Az önceki ikili gemiyi fark etmişler ancak bunu önemsememişlerdi. Daha doğrusu kaderin işleyişine karışmak istemiyorlardı. Gen karşısında kocaman bir duvar, bir mezar ve mezarın başına oturan yüce bir ağaç, duvarda bir gedik ve şeftali kokularıyla olduğu yerde izlemişti olup biteni.


-duvardan kumlara çakılan kişi-

Resim
Kullanıcı avatarı OP- Anlatıcı
Anlatıcı
Anlatıcı
 
Mesajlar: 5502
Kayıt: 16 Eyl 2012, 17:52

Re: [Fuyuki Gen]Ataların Hediyesi

Mesajgönderen OP- Anlatıcı tarih 28 Şub 2021, 15:53

Bu bir pasiflik uyarısıdır. İkincisi olmayacak ve karakteriniz dondurulacaktır. 48 saat sonra görüşmek üzere, iyi günler. Karakteriniz 3 gruptan-kişiden oluşacak oyuncu ekibinin arkasına atılacaktır.
Kullanıcı avatarı OP- Anlatıcı
Anlatıcı
Anlatıcı
 
Mesajlar: 5502
Kayıt: 16 Eyl 2012, 17:52

Re: [Fuyuki Gen]Ataların Hediyesi

Mesajgönderen Fuyuki Gen tarih 28 Şub 2021, 17:10

Sessizlik, huzurun bir parçası olarak karşıma çıkıyordu sanki... Bu adada geçmişte, her ne olduysa oluşturduğu yıkıma rağmen, doğanın bizlere bıkmadan ve usanmadan takdim ettiği o huzur, gözlerimin önündeydi sanki. Elimi uzatsam, tıpkı küçük bir çocukken yıldızlara uzattığımda, onlara dokunabilecekmişim gibi hissettiğim hisle aynı şeyi hissediyordum. Sanki o huzuru ellerimin arasına alabilecek ve kalbimdeki o boşluğa cuk diye oturtabilecektim. Huzur... Kalbimin pek aşina olmadığı bu şey, her zaman bir kaç adım uzağımda olurdu, ama ne hikmetse ona ulaşamazdım. Sanki Tanrı, beni bununla lanetlemiş gibiydi.

Derin bir nefesle birlikte, harekete geçmek için işaret alan bacaklarım, bir anda o huzuru tepetaklak eden gürültülü ses karosundan ötürü olduğu yere mıhlanmıştı. Hızla sesin geldiği yöne doğru döndüğümde, tüm gökyüzünü kaplayan ve doğal bir fenomen olmadığı oldukça belli olan bir yıldırım, gözlerimin tüm haşmetini üzerine almıştı. Ama sanki ağaçlar bu tepkimden rahatsız olmuştu ki, adeta adayı sarsarak dikkatimin bir yarısını da kendi üzerlerine çekmişlerdi. Ne olduğunu anlamamam ise mümkün değildi.

Sanki karşı karşıya kaldığım bu durum, yaşadığım hayatın çok üstündeydi. Anlayamadığım bir şeyi ne anlatabilirdim ne de yorumlayabilirdim.

Tıpkı o an yaptığım gibi, sadece izleyebilirdim.

Buna rağmen şoka uğramamıştım. Çünkü içinde bulunduğum dünyanın, gizemlerinin ve sınırlarının oldukça farkındaydım. Belki onları kolay kolay göremiyor ya da aynı yerde bulunamıyordum ama hayatımın bir kaç anında, bu tarz güçlü fenomenler yaratacak kadar güçlü insanları uzaktan dahi olsa görmüştüm. Ama anlamaktan hep uzak olmuştum.

Bu anlarda, dikkatimi dağıtmak istercesine, az önce öylesine sorduğum soruya, az önceki sesin aynısı cevap vermişti. Hışımla etrafıma bakmış ve sesin yıldırım çocuktan gelmediğinden emin olduktan sonra, yanı başımdaki köpeğe bakmıştım. Herhangi bir şey bu zamana kadar beni şaşırtamazdı. Ne güneşten daha parlak yıldırımlar ne de adayı sarsan ağaçlar, ama bir köpeğin konuşması beni şaşırtabilirdi. Şaşkın bakışlarla, onun denize doğru ilerleyişini izlerken, yıldırım çocuğun açıklamaları ile bu düşüncemden emin olmuştum. Bir köpek vardı ve konuşuyordu. Öte yandan sadece konuşmakla yetinmiyordu, oldukça da güçlüydü. Ama beni en çok şaşırtan, babam hakkında bildikleriydi.

Onunla bu konu üzerine çok fazla konuşabilirdim, ama sanki o verebileceği her şeyi vermiş gibi, arkasına bile bakmadan gidiyordu.

Zaten, fazlasıyla şey vermişti, ötesini istemeye ne dilim vardı ne de yüreğim. Sadece gidişlerini izledim, bu iki ulaşılmaz canavarın.

Bu noktada yapacak pek fazla bir şeyim yoktu. Adanın iç kesimlerine ilerlemeyi düşünüyordum, ama adaya doğru yaklaşan geminin varlığını fark ettiğimde, bu eylemi bir kaç dakika daha ertelemiştim. Gemiyi bir süre izledikten sonra, az önceki gedikten adanın iç kısımlarına ilerlemek için adımlamaya başlamıştım. Eğer o gemi, kaderimin bir parçasıysa tekrardan karşıma çıkardı, ama benimle alakası yoksa, onu kendi ellerimle kaderime dahil etmek gibi bir niyetim yoktu.

Out: Eski bilgisayarımı sattığımdan ve yenisini topladığımdan ötürü, yazamadım. Parçalardan bir tanesi çok geç geldi ve bu yüzden bilgisayarı montajlamak, beklediğimden uzun sürdü. Özürlerimi sunarım herkesten.
Kullanıcı avatarı Fuyuki Gen
OP: Gezgin
OP: Gezgin
 
Mesajlar: 3
Kayıt: 14 Şub 2021, 14:56


Dön Yaşanmışlıklar

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir